
Sonunda aylardır beklediği yaz tatili gelmişti. Lise 2 de; ondan önceki sınıflar gibi geçilmiş sınıflar kategorisine girmişti. Gerçi pek de başarılı olmayan bir şekilde 2 zayıf ile bitmişti ama önemli olan bitirmekti. Nasıl olsa dereceye girmek için uğraşan biri değildi ancak bu karnede evdekilere gösterilemezdi.
“Nasıl bu işten sıyrılsak” diye düşündü Özgür. “Ne yapsak da karneyi evdekilere göstermeden, daha doğrusu tatili zehir etmeden bu işten sıyrılsak?”
Okulun son günü bütün sınıflarda olduğu gibi Özgür’ün sınıfında da karneler dağıtılmıştı. Özgür her zamanki başarısız öğrencilik hayatına daha da başarısız olarak devam ettiğini görmüştü karnede. Tamam takdir ve teşekkür belgelerini unutmuştu ama en azından zayıfta getirmiyordu. Bu dönemse iki tane zayıf ve birbirinden güzel 2’leri ile karnesi bayram yeri gibiydi. Keşke Lise 3. sınıfa giderken uygulamaya geçen bilgisayar çıktısı ile dağıtılan karne uygulaması bu sınıfta başlasaymış. Lise 3’ün birinci döneminde 1 olan Analitik Geometri notunu normal bir A4 sayfası üzerine 4 rakamının çıktısını alıp, daha sonra bandı üstüne yapıştırarak mürekkebi bandın üzerine alıp bunu karnedeki 1 rakamının üstüne yapıştırarak zayıf olan notunu 4 yaptığı gibi bu notlarını da 4 yapardı.
Her ne kadar bilgisayar çıktısı uygulamasında bir dönem gecikmiş olsa da Milli Eğitim Bakanlığı; her sene yeni bir uygulamayı hayata geçirdiği ülkede, deneme tahtasına döndürdüğü öğrencilerden birisini farklı bir yöntemle 3 aylığına da olsa kurtarmıştı.
“Seviye yükseltme sınavı.” dedi Özgür sevinçle. O sene ilk defa uygulanacak bu yöntemle öğrencilere 3 dersten seviye yükseltme sınavına girme hakkı tanınmış ve ortalamalarını yükseltme şansı verilmişti. Bu sınavlar Özgür’ün ortalamasını yükseltmesine yaramayacak ancak karneyi eve götürmemesi için sağlam bir bahane olacaktı.
Karneleri aldıktan sonra en iyi arkadaşı Akın ile Akın’ların evine gittiler. Akın’ın annesi ve babası çalışıyordu, o yüzden orada kötü karneleri, kendileri ve dertleri ile baş başa kalabiliyorlardı.
Özgür Akşama doğru kötü karnesini ve kötü karne sıkıntısını Akınlarda bırakarak bulduğu bahanenin rahatlığı ve bu bahaneyi yerler mi acaba endişesi (bahaneyi yedirecekti başka yolu yoktu) ile eve doğru yol aldı.
Akşam evde karne bekleyen anne ve babasına önceden hazırladığı bahaneyi söyledi ve ortalama yükseltme sınavlarına gireceğini söyledi. Onlar da tabi bu bahaneyi yemiş (en azından Özgür böyle düşünmüştü) ve hatta oğullarının dersleriyle bu kadar ilgili olması onları belki de sevindirmişti.
Özgür ilerleyen haftalarda ortalama yükseltme sınavlarına girmiş (tabi ortalama yükselteceği falan yok) ve daha sonra da tatil için memleketine gitmiş anne ve kardeşiyle. Daha sonra da babası gelmiş ve hep beraber evlerine geri dönmüşlerdi.
Özgür yaklaşık 3 aylık tatili bulduğu bahanenin rahatlığıyla ve artık karne mevzunun kapanmasının verdiği huzurla geçirmişti. Artık lise 3. sınıf hazırlıklarına başlamış ve aslında çok kötü geçmesi muhtemel yaz tatilini gayet iyi geçirdiği için sevinmekteydi.
Mutlu ve huzurlu hayatına devam ederken bir akşam babasının sorduğu şu sorularla başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü.
-Ortalama yükseltme sınavlarından kaç aldığını biliyor musun? (her kelime bir ok gibi bir süngü gibi hatta Kill Bill de Uma Thurman’ın kullandığı kılıçlar gibi bağrına bağrına saplanıyordu.)(babası soruyu öyle bir kızgınlıkla sormuştu ki ateşi ölçülse o anda herhalde 43 çıkardı)
Özgür huzur dolu denizin sonuna geldiğini ve karaya oturmak üzere olduğunu anlamıştı, ancak dudaklarından “yok” kelimesi hiç kimsenin duyamayacağı şekilde süzülmüştü. (soru bittiğinde Özgür’ün ateşi bir anda 43’e fırlamıştı.)
-Babası aynı kızgınlıkla sorduğu sorunun cevabını verdi. “Kimya 1, Fizik 1, Edebiyat 2.” ( bu sefer kelimeler kurşun gibi bağrına saplanmıştı.)
Özgür’ün bu soruya verecek cevabı yoktu zaten. Foseptik çukurunda 43 derece ateşle kalakalmıştı. Babası nasılda çakmıştı son saniyede doksana. Sadece gözlerinin önünden keyifle yaşadığı 3 aylık yaz tatili geçti. Bir de anne babasını ne kadar da güzel kandırmış olduğunu, daha doğrusu sadece annesini nasıl kandırmış olduğunu düşündü.
“Nasıl bu işten sıyrılsak” diye düşündü Özgür. “Ne yapsak da karneyi evdekilere göstermeden, daha doğrusu tatili zehir etmeden bu işten sıyrılsak?”
Okulun son günü bütün sınıflarda olduğu gibi Özgür’ün sınıfında da karneler dağıtılmıştı. Özgür her zamanki başarısız öğrencilik hayatına daha da başarısız olarak devam ettiğini görmüştü karnede. Tamam takdir ve teşekkür belgelerini unutmuştu ama en azından zayıfta getirmiyordu. Bu dönemse iki tane zayıf ve birbirinden güzel 2’leri ile karnesi bayram yeri gibiydi. Keşke Lise 3. sınıfa giderken uygulamaya geçen bilgisayar çıktısı ile dağıtılan karne uygulaması bu sınıfta başlasaymış. Lise 3’ün birinci döneminde 1 olan Analitik Geometri notunu normal bir A4 sayfası üzerine 4 rakamının çıktısını alıp, daha sonra bandı üstüne yapıştırarak mürekkebi bandın üzerine alıp bunu karnedeki 1 rakamının üstüne yapıştırarak zayıf olan notunu 4 yaptığı gibi bu notlarını da 4 yapardı.
Her ne kadar bilgisayar çıktısı uygulamasında bir dönem gecikmiş olsa da Milli Eğitim Bakanlığı; her sene yeni bir uygulamayı hayata geçirdiği ülkede, deneme tahtasına döndürdüğü öğrencilerden birisini farklı bir yöntemle 3 aylığına da olsa kurtarmıştı.
“Seviye yükseltme sınavı.” dedi Özgür sevinçle. O sene ilk defa uygulanacak bu yöntemle öğrencilere 3 dersten seviye yükseltme sınavına girme hakkı tanınmış ve ortalamalarını yükseltme şansı verilmişti. Bu sınavlar Özgür’ün ortalamasını yükseltmesine yaramayacak ancak karneyi eve götürmemesi için sağlam bir bahane olacaktı.
Karneleri aldıktan sonra en iyi arkadaşı Akın ile Akın’ların evine gittiler. Akın’ın annesi ve babası çalışıyordu, o yüzden orada kötü karneleri, kendileri ve dertleri ile baş başa kalabiliyorlardı.
Özgür Akşama doğru kötü karnesini ve kötü karne sıkıntısını Akınlarda bırakarak bulduğu bahanenin rahatlığı ve bu bahaneyi yerler mi acaba endişesi (bahaneyi yedirecekti başka yolu yoktu) ile eve doğru yol aldı.
Akşam evde karne bekleyen anne ve babasına önceden hazırladığı bahaneyi söyledi ve ortalama yükseltme sınavlarına gireceğini söyledi. Onlar da tabi bu bahaneyi yemiş (en azından Özgür böyle düşünmüştü) ve hatta oğullarının dersleriyle bu kadar ilgili olması onları belki de sevindirmişti.
Özgür ilerleyen haftalarda ortalama yükseltme sınavlarına girmiş (tabi ortalama yükselteceği falan yok) ve daha sonra da tatil için memleketine gitmiş anne ve kardeşiyle. Daha sonra da babası gelmiş ve hep beraber evlerine geri dönmüşlerdi.
Özgür yaklaşık 3 aylık tatili bulduğu bahanenin rahatlığıyla ve artık karne mevzunun kapanmasının verdiği huzurla geçirmişti. Artık lise 3. sınıf hazırlıklarına başlamış ve aslında çok kötü geçmesi muhtemel yaz tatilini gayet iyi geçirdiği için sevinmekteydi.
Mutlu ve huzurlu hayatına devam ederken bir akşam babasının sorduğu şu sorularla başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü.
-Ortalama yükseltme sınavlarından kaç aldığını biliyor musun? (her kelime bir ok gibi bir süngü gibi hatta Kill Bill de Uma Thurman’ın kullandığı kılıçlar gibi bağrına bağrına saplanıyordu.)(babası soruyu öyle bir kızgınlıkla sormuştu ki ateşi ölçülse o anda herhalde 43 çıkardı)
Özgür huzur dolu denizin sonuna geldiğini ve karaya oturmak üzere olduğunu anlamıştı, ancak dudaklarından “yok” kelimesi hiç kimsenin duyamayacağı şekilde süzülmüştü. (soru bittiğinde Özgür’ün ateşi bir anda 43’e fırlamıştı.)
-Babası aynı kızgınlıkla sorduğu sorunun cevabını verdi. “Kimya 1, Fizik 1, Edebiyat 2.” ( bu sefer kelimeler kurşun gibi bağrına saplanmıştı.)
Özgür’ün bu soruya verecek cevabı yoktu zaten. Foseptik çukurunda 43 derece ateşle kalakalmıştı. Babası nasılda çakmıştı son saniyede doksana. Sadece gözlerinin önünden keyifle yaşadığı 3 aylık yaz tatili geçti. Bir de anne babasını ne kadar da güzel kandırmış olduğunu, daha doğrusu sadece annesini nasıl kandırmış olduğunu düşündü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder